CHP’nin milletvekili kampı… Kılıçdaroğlu’ndan fon krizi açıklaması: “Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu”
  1. Haberler
  2. Gündem
  3. CHP’nin milletvekili kampı… Kılıçdaroğlu’ndan fon krizi açıklaması: “Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu”

CHP’nin milletvekili kampı… Kılıçdaroğlu’ndan fon krizi açıklaması: “Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Grubu'nun Değerlendirme Toplantısı'nda, "Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü manipülasyon yapıldığını, yolsuzluk yapıldığını ilk itiraf eden kişi Hazine ve Maliye Bakanı. Ne zaman söylemiş? 4 Kasım 2025'te. Yani yaklaşık 10-11 ay önce. Demek ki Hazine ve Maliye Bakanı'nın üstünde bir güç var ki o güç, Bakanın görev yapmasını engelliyor. Bir bakanın üstünde yolsuzluğun yapılmasını sağlayan bir güç varsa o gücü Cumhuriyet Halk Partisi'nin önderliğinde sorgulayacağız" dedi.

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Haber: Feyaz ÇANAK- Zeynep BOZUKLU

(BOLU) –  CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Grubu’nun Değerlendirme Toplantısı’nda, “Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü manipülasyon yapıldığını, yolsuzluk yapıldığını ilk itiraf eden kişi Hazine ve Maliye Bakanı. Ne zaman söylemiş? 4 Kasım 2025’te. Yani yaklaşık 10-11 ay önce. Demek ki Hazine ve Maliye Bakanı’nın üstünde bir güç var ki o güç, Bakanın görev yapmasını engelliyor. Bir bakanın üstünde yolsuzluğun yapılmasını sağlayan bir güç varsa o gücü Cumhuriyet Halk Partisi’nin önderliğinde sorgulayacağız” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında gerçekleştirilen ve TBMM’nin yeni yasama yılı öncesinde düzenlenen CHP’nin milletvekili kampı, ikinci gününde devam ediyor. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda Kılıçdaroğlu, CHP Grubu’nun Değerlendirme Toplantısı’nda milletvekillerine hitap etti.

Türkiye’de uzun süredir gerçek sorunlardan söz eden, sorunların çözümüne katkı veren ya da çözüm yolları öneren bir siyasal duruş olmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Biz artık ülkenin en temel sorunlarına değinmek, bu sorunların nasıl çözüleceğini anlatmak ve halkımıza güven vermek zorundayız. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim ahlaki üstünlüğümüz var. Biz ahlaki üstünlüğümüzü koruyarak, yerinde eleştiri yaparak ve yerinde çözüm önerileri getirerek ülkemize ve halkımıza güvenimizi yeniden üretmek zorundayız. Biz halkımıza güveneceğiz ve halkımıza şunu söyleyeceğiz: ‘Bize güvenin.’ Biz asla ve asla size yalan söylemeyeceğiz, asla sizleri kandırmayacağız. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını gösteren, yediden yetmişe herkesin hakkının, hukukunun arandığı bir süreci başlatacağız ve sürdüreceğiz. Parlamentoda sesimiz çıkacak; evlerde, mahallelerde, sokaklarda, yurt içinde ve yurt dışında sesimiz çıkacak. Türkiye’nin saygınlığını, büyüklüğünü, bölgedeki ve dünyadaki etkinliğini her yerde anlatacağız. Sıradan bir ülke olmadığımızı, millî kurtuluş savaşı verdiğimizi her yerde dillendireceğiz. Kimseye boyun eğmediğimizi, hiçbir egemen gücün karşısında eğilmediğimizi, hiçbir büyük gücün bölgedeki taşeronu olmadığımızı her yerde, her zaman dillendireceğiz.”

CHP’nin ülkenin güvencesi olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi; millî eğitim, dış politika ve millî savunma konularının günlük siyasal malzeme olmadığını, bunların aynı zamanda partiler üstü bir devlet politikasıyla yönetilmesi gerektiğini savunur. Millî savunma adı üstünde ‘millî’, millî eğitim adı üstünde ‘millî'” dedi.

Ülkenin çıkarlarını savunmak için diğer sorunları bir kenara bırakmasını bildiklerini, Türkiye’nin dünyada ve bölgede saygınlık kazanması gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Bunları söylüyoruz güzel ama yönetime de geleceğiz. Yönetimde nelerin olduğunu, yani Türkiye’yi şu anda yöneten iktidarın neleri yaptığını da çok iyi anlatacağız. Haksızlıkları anlatacağız, neden haksızlık yapıldığını da anlatacağız” diye konuştu.

“SİYASAL İKTİDAR BU YOLSUZLUĞU BİLİYORDU”

 Türkiye’nin bölgede güçlü olması gerektiğini belirten, yöneticilerin halka hesap vermesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’de yaşanan geçmiş yolsuzluk örneklerini saydıktan sonra fon krizine değindi. Denetim mekanizmalarının olduğunun ancak yine de milyarlarca lira manipülasyon yapılabildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, daha bu konuda iktidara yönelttiği sorular olduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Aslında manipülasyonların yapıldığı ortada. Manipülasyon, sermaye piyasalarında yolsuzluğun teknik adıdır; bunu da ifade edeyim. Diğerlerinde ‘yolsuzluk’ diyoruz ama borsa işi olunca bunlara ‘manipülasyonlarla vurgun yapma, soygun yapma’ diyoruz. İktidarı eleştireceğimiz ilk nokta, bu yolsuzluklardan haberlerinin olduğudur. Sevgili halkım, size sesleniyorum: Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü manipülasyon yapıldığını, yolsuzluk yapıldığını ilk itiraf eden kişi Hazine ve Maliye Bakanı. Ne zaman söylemiş? 4 Kasım 2025’te. Yani yaklaşık 10-11 ay önce. 4 Kasım 2025. Nerede söylüyor bunu? Oturduğu makamda söylemiyor, basınla yaptığı bir söyleşide söylemiyor. Nerede söylüyor? Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Kongresinde söylüyor. Ne diyor? ‘Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların yapıldığını biliyoruz.’

Dikkatinizi çekerim; ‘biliyoruz’ diyor, ‘duyuyoruz’ demiyor, ‘tahmin ediyoruz’ demiyor, ‘biliyoruz’ diyor. Kim söylüyor? Bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı söylüyor. ‘Biliyoruz’ diyor. ‘Manipülasyon, yolsuzluk yapıldığını biliyoruz’ diyor. ‘O alanda bir düzenleme eksikliği olduğunu da biliyoruz’ diyor. Manipülasyon yapılıyor; görüyoruz, biliyoruz. ‘Eksikliğimiz var, onu da biliyoruz’ diyor. ‘Bu eksiklikleri gidereceğiz.’ Ne zaman? 4 Kasım 2025’te. Bir şey yapılıyor mu? Hayır, hiçbir şey yapılmıyor. Peki, borsaya müdahale ne zaman yapılıyor? İçeridekilerin istediği üzerine değil, Saray’ın istediği üzerine değil… Uluslararası endeks sağlayıcıları Türkiye’yi uyarıyor; uluslararası kuruluşlar uyarıyor. ‘Beyler’ diyorlar, ‘burada bir numaralar var, manipülasyonlar var. Eğer bunu düzeltmezseniz sizi bir alt seviyeye indireceğiz’ diyorlar. ‘Bunu önlemezseniz sizi aşağıya indireceğiz’ diyorlar. Onun üzerine borsadaki olay patlıyor. Biz değil, Bakan değil, Bakanın çevresi değil, Sermaye Piyasası Kurulu değil; uluslararası endeks sağlayıcıları bunun üzerinde duruyor. Onlar bizi ve bizim borsalarımızı takip ediyorlar. Onlar borsalarda yolsuzluk yapıldığını, manipülasyonların olduğunu söylüyorlar. Bizimkiler biliyor ama uyuyorlar.

“NEDEN OLAYIN ÜZERİNE GİTMEDİN? KİM SENİ ENGELLEDİ”

Sayın Şimşek’e şunu sorduk: Madem ki biliyordun, madem ki önlem alacaktın; neden bekledin? Neden olayın üzerine gitmedin? Kim seni engelledi? Seni hangi güç engelledi? Demek ki Hazine ve Maliye Bakanı’nın üstünde bir güç var ki o güç, Bakan’ın görev yapmasını engelliyor. Bir bakanın üstünde yolsuzluğun yapılmasını sağlayan bir güç varsa o gücü Cumhuriyet Halk Partisi’nin önderliğinde sorgulayacağız. Kim olursa olsun sorgulayacağız. Bu sorunun yanıtını henüz almış değiliz ama takip edeceğiz, arkasında duracağız; bütün olaylar aydınlanıncaya kadar. İkinci bir soru sorduk: Bu vurgun sürecinde kimler ne kadar para kazandı? Öyle ya, bir vurgun var. Milyarlarca Türk Lirası, dolarlar var.

Kim ne kadar kazandı? Vurgunun boyutunu henüz öğrenemedik, buna bir cevap almış değiliz ama ortada değişik rakamlar dolaşıyor. 50 milyardan tutun 100 milyar Türk Lirasına kadar giden rakamlar telaffuz ediliyor. Ama bunun takipçisi olacağız. Bunun takipçisi kim olacak? Cumhuriyet Halk Partililer olacak. Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir ve biz bunu takip edeceğiz.

Üçüncü soru: Yaşanan rezaleti hangi kurumlar denetlemekle görevliydi? Bu kurumlar görevlerini niçin yapmadılar? Şimdi bir borsa var. Bu borsayı denetleyen kurumlar da oluşturulmuş; mesela Sermaye Piyasası Kurulu gibi Borsa İstanbul gibi Takasbank gibi… Bu kurumlar niye görevini yapmadı? Ben Hazine ve Maliye Bakanı’na sormak isterim: Madem biliyordun, bu kurumlar niye görevlerini yapmadılar? Kim engelledi bu kurumların görev yapmasını? Hangi güç engelledi? Bizim bunu bilmemiz ve öğrenmemiz gerekiyor. Size bir örnek vereyim, denetlemede ne kadar yetersiz kaldıklarını ve yolsuzluğa göz yumduklarını bilmeniz açısından: Bir fonun alım-satım platformunda işlem görmesi için Takasbank’tan onay alması lazım. Takasbank’tan onay almadığınızda fon işlem görmez. Ama bir firma, Takasbank’tan izin bile almadan, gerek bile duymadan fonlarını işleme koyuyor, milyarları vuruyor. Aradan bir süre geçtikten, on bir ay geçtikten sonra Takasbank diyor ki: ‘Niye sen bunu yaptın? Sana ceza keseceğim.’ Kestiği cezayı tam rakamıyla vereyim size: Dört milyon dört yüz otuz beş bin yirmi yedi lira yetmiş dokuz kuruş. Allah aşkına; trilyonların vurulduğu, yolsuzluğun yapıldığı yerde, görevini yapmayan bir Takasbank’ın on bir ay sonra verdiği cezaya bakın Allah aşkına!

“DAR EDERİZ SİZE DÜNYAYI, DAR EDERİZ BU DÜNYAYI”

Leblebi çekirdek gibi bir şey vermiş. Nedir Allah aşkına bu sorumsuzluk? Halkı ‘biz ceza yazdık’ diye kandıracak mısınız? Ve bunu CHP geniş halk kitlelerine duyurmayacak mı? Adımız Halk Partisi, halkın partisiyiz biz! Halkın çıkarlarını savunuruz biz! Yoksulun çıkarlarını savunuruz biz! Yolsuzluğa karşı çıkarız biz! Ahlaki üstünlüğümüz vardır bizim! Sermaye Piyasası Kurulu neden görevini yapmamıştır? Bu soruyu sormak zorundayız. Kurulun bağlı olduğu Bakan neden görevini yapmamıştır? Sormak zorundayız. Sormazsak görevimizi yapmamış oluruz. Hesabını soracağız ve gerekeni de mutlaka ama mutlaka yapacağız.

Dördüncü sorumuz: Siz iktidar olarak yüz binlerce tasarruf mağdurunun mağduriyetini nasıl gidereceksiniz? Hangi kaynaklardan ödeme yapacaksınız? ‘Biz bunu çözeceğiz’ dediler ya… Yüz binlerce tasarruf mağduru var. Nasıl yapacaksınız siz bunu? Eğer ‘Bu milletin sırtından faydalanıp mağdurların mağduriyetini gidereceğiz’ diyorsanız, bu dünyayı Cumhuriyet Halk Partisi olarak size dar edeceğiz; bunu bilin! Alacaksın garibandan, ‘Vay efendim bunlar battılar’ deyip halktan topladığın vergilerle gidip onu finanse edeceksin… Olmaz! Yemeyiz biz bunu! Dar ederiz size bu dünyayı, dar ederiz bu dünyayı.

“21’İNCİ YÜZYILIN TÜRKİYE’SİNE YAKIŞIYOR MU?” 

Ama diyorsanız ki: ‘Bu yolsuzluk yapanların mal varlıklarını alacağız, bu sorunu çözeceğiz, götürüp paralarını vereceğiz.’ Eyvallah! Eyvallah, ona herhangi bir şey demeyiz. Yolsuzluğun getirdiği maliyet, bu soygunun getirdiği maliyet nereye yansıyor? Varsıllara mı yansıyor? Hayır, hepsinin keyfi yerinde. Kime yansıyor? Yoksullara, emeklilere, dullara, yetimlere yansıyor; memurlara yansıyor. Bir polis memurunun Anayasa Mahkemesi önünde intihar etmesi ne demektir? Yirmi birinci yüzyılın Türkiye’sine yakışıyor mu bu? Sarayın şatafatına yakışıyor mu bu?”

Bir eli yağda, bir eli balda olarak gezenler, afra tafra satanlar… Emekli bir polis memuru ‘Geçinemiyorum’ diyor, ‘geçinemiyorum! Aldığım aylıkla geçinemiyorum’ diyor ve intihar ediyor. Türkiye açısından hesap sorulması gereken bir olaydır bu, Türkiye açısından! Eğer bu olayı sorgulamazsak görevimizi yapmamış oluruz. Parti olarak görevimizi yapmamış oluruz. Biz bu karanlık tabloyu değiştirmek zorundayız. Kimin gücüyle? Halkın gücüyle. Her birimizin tek tek görevi var: Mahalle mahalle gezmek, bakkal bakkal gezmek, yoksul evleri ziyaret etmek; çiftçisinden tutun esnafına kadar gerçekleri anlatmak ve Türkiye’nin nasıl düzeleceğini anlatmak. Bunları yaptığımız zaman göreceksiniz, Türkiye’de pek çok sorun çözülür.”

“SARAYIN GÖZLERİ ÖNÜNDE 455 BİN 748 KİŞİ SOYULUYOR”

Halka güven vereceklerine dikkatİ çeken Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti: 

“Biz yolsuzluk yapmayız, biz fakir fukaranın ekmeğiyle oynamayız, biz tasarruf sahiplerinin ekmeğiyle oynamayız. Biz bunu söyleyeceğiz; güven vererek söyleyeceğiz. Bizim tarihimizde de kültürümüzde de yolsuzluk yoktur; biz bunu da söyleyeceğiz. Beşinci soru: Kaç yurttaşımızın birikimleri, parası risk altında? Bu soruyu da sorduk. Bu sorunun yanıtı verildi: Tekil olarak 455 bin 748 vatandaşımızın parası risk altında. 455 bin 748 vatandaş… 455 bin 748 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı… Tasarruf yapmış; devletin kurduğu borsada, devletin denetimi altında, devletin güvencesi altında orada tasarruflarını değerlendiriyor. Ve devletin değil, Sarayın gözleri önünde 455 bin 748 kişi soyuluyor. İktidarın gözetiminde, iktidarın denetiminde, iktidarın bilgisi dâhilinde soyuluyor 455 bin 748 kişi. Bunların çoluk çocuğunu düşünün.

Kimisinin çocuğu özel okulda; ‘Acaba burada da tasarrufumu biraz daha değerlendirip taksiti ödeyebilir miyim?’ diye düşünüyor. Bu insanlar borsada niye bunu yaptılar? Mevduata gitmediler de borsaya gittiler. Dediler ki: ‘Borsa devletin güvencesi altında, burada yolsuzluk olmaz.’ Tasarrufun var. Devlet de diyor ki: ‘Tasarrufunu gidip yastık altına koyma, getir burada değerlendir. Hem Türkiye kazansın hem sen kazan.’ Şimdi ne oluyor? Hem Türkiye kaybediyor hem tasarruf sahibi kaybediyor. Kim zengin oluyor? Kim köşeyi dönüyor? Bir avuç insan. O bir avuç insan kimin gözetiminde yapıyor bunu? Siyasal iktidarın gözetiminde yapıyor. Siyasal iktidarın kontrolünde yapıyor, siyasal iktidara güvenerek bunu yapıyor. Bu olayda bir gerçek daha var, onu da unutmayın:

Bu olayda siyasetçi ile bürokrasinin iç içe geçtiğini bilmenizi isterim. Siyasetçi ile bürokrat, bürokrasi iç içe geçmiş. Yani birbirini destekleyen, ses çıkarmayan, yolsuzluğa göz yuman ve denetlemeyen bir mekanizma… Göz yuman siyasal iktidar, denetlemeyen bürokrasi…”

“SOYGUNDAN BIKTIK”

Bu durumun aynı zamanda bir “devlet krizi” olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Siyasetçi ile bürokrasi iç içe geçerse, liyakat dediğimiz kavram unutulursa artık ortada bir devlet krizi var demektir. Devlet yönetilmiyor demektir. Bunu da bütün arkadaşlarımın bilmesini isterim ve herkese bunu anlatmanızı isterim. Mahallede, kahvede anlatmanızı isterim; metroda, otobüste, sokakta, parkta, muhtarda anlatmanızı isterim. Soygundan bıktık, bıktık! Ya bu ülke soygundan bıktı kardeşim, yolsuzluktan bıktı ya! 25 yıldır yok efendim ‘İslami holdingler’ soygunu, yok bilmem ne soygunu… Ya bula bula bu ülkenin vatandaşının varlığını soymak mı kaldı? Kimin gözetiminde? Siyasal iktidarların gözetiminde… Tamamını düşünün.

Bir bakan söylediğini yapamıyor. ‘Manipülasyon var’ diyor, ‘Biliyorum’ diyor, yapamıyor. Bürokrasi de denetleyemiyor. Onun için diyorum ‘Bu bir devlet krizidir’ diye. Siyasetçiyle bürokrasi iç içe geçmişse, bürokrasi çözüm üretmek yerine iş birliği yapıyor ve soyguna göz yumuyorsa ortada bir devlet krizi var demektir. Bunun bilinmesini isterim. Rahmetli İnönü’nün bir sözü var; onu da bu vesileyle hatırlatmak isterim: ‘Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş yoktur.’ Evet, bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş yoktur! Geldiğimiz nokta bunu tanımlıyor. Geldiğimiz nokta bunu tanımlıyor. Eğer kurtulmak istiyorsak, eğer bu ülkede huzur istiyorsak, eğer bu ülkede herkes devletin gözetimi ve denetimi altında tasarrufunu değerlendirmek istiyorsa namuslu insanların iktidarda olması lazım, düzgün insanların iktidarda olması lazım. Ahlaklı insanların iktidarda olması lazım. ‘Soyguncuların, malı götürenlerin iktidarda ne işi var?’ diye bu vatandaşın artık sorması lazım. Soracak artık!

“VURGUNUN PARASAL BOYUTU NEDİR?”

Altıncı sorumuz: Toplam risk tutarı nedir? Yani soygunun maliyetini soruyoruz, ‘Vurgunun parasal boyutu nedir?’ diyoruz. Bakana soruyoruz: ‘Çık, bir rakam ver.’ 28 Ağustos ile 22 Eylül arasında fonlardaki çıkışın tutarı 538 milyar lira. Bu söylenen rakam: 538 milyar. Telaffuz ederken bakıyorum; ya nereye gider bu para? Kim yutar bu parayı, nasıl oluyor bu iş? Ya bir devlet yok mu ya? Bir Sermaye Piyasası Kurulu yok mu? Bir Borsa İstanbul yok mu? Bir Takasbank yok mu? Bir denetim elemanı yok mu? Bir Cumhurbaşkanlığı Yüksek Denetleme Kurulu yok mu? Bir Maliye Bakanlığı denetim elemanları yok mu? Bir Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetim elemanları yok mu? Ya nerede bu adamlar? Nasıl oluyor bu soygun? Bu soyguna nasıl göz yumuyorsunuz? 538 milyar liralık faturayı bakalım saray iktidarı kime çıkaracak? Kim ödeyecek bu parayı ve nasıl ödenecek? Biz bunun takipçisi olacağız. 

Bu milletin vergilerinden, birikimlerinden ödersen burnundan getiririz, kimse kusura bakmasın! Bunu yaptırmayız sana! Ama ‘Soyguncuları yakalayıp oradan parayı alacağım, bunlara vereceğim’ dersen bir şey söylemiyoruz. Ama hesabını soracağız. Bu ülkeyi, bu ülkenin sermaye piyasasını uluslararası piyasada nasıl güvenilmez bir kurum haline getirirsiniz? Yedinci sorumuz da şuydu: Bu yedili borsa çetelerinin gerçek ve likit mal varlıkları nedir? Mal varlıklarına tedbir uygulayacak mısınız? Tedbir uygulandı.”

“VURGUNU YAPANLARIN SİYASİ VE BÜROKRATİK DESTEKÇİLERİ VAR”

“Fon krizi öncesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın harekete geçtiğini ancak fon yöneticilerine bilgi sızdırıldığını” ileri süren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“19 Ağustos 2026. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı diyor ki: ‘Ya bu borsada bir numaralar dönüyor.’ Düşünün; SPK uyuyor, diğerleri uyuyor, Bakanı uyuyor, saray uyuyor… Herkes uyuyor! Herkesin keyfi yerinde. Vurgunu yapanların siyasi ve bürokratik destekçileri var zaten hükümetin içinde. Dolayısıyla diyorlar ki malı götürebilir. Ama savcılık uymuyor. Diyor ki: ‘İhbarlar geldi.’ “Gizli soruşturma yapıyoruz.” diyor. “Bu kapsamda bize bilgi verin.” Nereye diyor? Sermaye Piyasası Kurulu’na söylüyor. Yazı gidiyor. Ama bu yazı bir şekliyle içeridekiler tarafından soygunculara iletiliyor. Ve soyguncular 24 Ağustos 2026’da; birisi 15 milyar dolar, diğeri de 25 milyon euroyu Türkiye’den çıkarıyor. Bunun hesabını sormayacak mıyız? Bu nasıl bir düzen?

Cumhuriyet Savcılığı diyor ya: ‘Burada bir yolsuzluk var.’ ‘Şikâyetler geliyor, ihbarlar geliyor’ diyor. ‘Bana bilgi verin ve gizli damgasıyla kimse bilmeden, duymadan bana bilgileri verin.’ Siz bu bilgileri aktarıyorsunuz. Bürokrat çeteler tarafından yedili çete mi borsa çetesi mi aktarıyorsunuz. 15 milyar dolar bir sefer, 25 milyon euro da bir seferinde yurt dışına çıkarılıyor. Birisini çıkaran Serdar Turhan, diğeri de Muhammed Yarız. İnsan adından utanır ya. Adın Muhammed ya. Adından utanır ya! Vallahi billahi ya. Nasıl insanlar bunlar ya? Sana o ismi veren baba hangi gerekçeyle verdi biliyor musun sen ya? Ailene saygı duy ya. Nedir bu vurgun ya? Nedir bu mal mülk hırsı ya? Nedir? Anlamakta zorlanıyorum.

“MEHMET ŞİMŞEK GÖREVİNİ BIRAKACAKSIN”

Şimdi manipülasyon var diyorsunuz. Borsada dümenler dönüyor, bunu biliyorsunuz. Ama zamanında önlem almıyorsunuz. Eğer var diyor önlem almıyorsanız ve belli bir süre bekliyorsanız, olay ortaya çıktıktan, dışarıdaki şirketlerin ya da dışarıdaki kurumların size bildirmesinden sonra önlem almaya kalkıyorsanız kimse kusura bakmasın. Sayın Mehmet Şimşek, görevini bırakacaksın kardeşim. Görevini bırakacaksın.

Mehmet Şimşek’in düzgün bir insan olduğuna inanan birisiyim. Onu da söyleyeyim. Kimsenin hakkını yemek istemem. Ama Mehmet Şimşek’e önlem alma konusunda kimler engel oldu? Çık açıkça kardeşim; “Ben görevimi yapıyordum, bunlar engel oldu. Sermaye Piyasası Kurulu’na şunu söyledim, bunu görevden almak istedim, buna engel çıkardılar.” Ya da bırakacaksın kardeşim. Bu kadar büyük bir yolsuzluğun üzerinde bir bakan oturamaz. Bir bakan oturamaz. Ayrılacak. Çekilecek. Çekildik ‘izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten’ deniyor ya. Çekileceksin kardeşim, izzet ü ikbâl ile çekileceksin. Kusura bakmayın. “Ben görevimi yapacaktım, söyledim bunu, 11 ay önce söyledim ama bana engel oldular, görevimi yapamadım.” Kusura bakma, çekileceksin. O görev sana göre değil. Bilip yapamıyorsan olmaz. Oraya getirsinler bir adam, üçkâğıtçı bir adam getirsinler, soygun düzeni zaten devam ediyor. Kendini yıpratma bari. Kendini yıpratma.”

“Fon kriziyle ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirecek misin” sorusunu yönelttiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Tık yok. Daha henüz harekete geçirmeyle ilgili bir şey yok. Eğer bir talimat vermişse kamuoyuna yansıyan bir şey yok. Ama Erdoğan New York’tan açıklamaları yapıyor: ‘Hukuki ve idari düzenlemeler dâhil hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız.’ Mehmet Şimşek’in yolsuzluktan önce yaptığı açıklama gibi. Kardeşim, hangi tedbirlerin olduğunu biliyor, herkes biliyor. Mehmet Şimşek biliyor. Hani derler ya ‘Basra harap olduktan sonra…’ E ne söyleyecek? Zaten bunun dışında başka bir şey söyleyemez ki Erdoğan. Ne diyecek? ‘İyi oldu’ diyemeyecek. ‘Kötü oldu’ da diyemeyecek. ‘Önlemleri alacağız’ diyecek. E niye almadın kardeşim? Niye almadın? Bakan çıkıp Sermaye Piyasası Kurulu Genel Kurulunda ‘Manipülasyon var borsada, biliyoruz.’ diyorsa niye çağırmadın Mehmet Şimşek’i? “Kardeşim burada yolsuzluk var, manipülasyon var. Burada dönen paralar büyük paralar. Neden önlemini almıyorsun? Ya da sana engel olan birisi mi çıktı?” sorusunu niye sormadın kardeşim? Tek kişilik yönetim yok mu? Tek kişilik yönetim var. Bunu sormak zorundasın. Sormuyorsan sen de o koltukta oturmayacaksın. Kimse kusura bakmasın. Görevini yapmıyorsun sen o zaman.”

KILIÇDAROĞLU’NDAN MEKKE ANLAŞMASI SORULARI

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na da değinen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz ‘Anlaşma yapmayın’ demiyoruz ama soruların cevabını istiyoruz. Bu anlaşma Meclise gelmedi. Ne zaman gelecek, onu da bilmiyoruz. Herkes bir şeyler söylüyor.

Bakın, birinci sorumuz; Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın tam metni nedir ve Türkiye hangi askerî yükümlülükleri üstlenmiştir? Biz bilmiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi de bilmiyor, milletvekilleri de bilmiyor, siyasi partiler de bilmiyor. Türkiye hangi askerî yükümlülükleri üstlendi? Birisinin çıkıp buna yanıt vermesi lazım. İkinci sorumuz: Bir üyeye yapılan saldırının bütün üyelere yapılmış sayılması… Metin de öyle diyor, açıklama da öyle. Bu üç ülkeden birisine bir saldırı olursa bize de o saldırı yapılmış sayılır diyor. Türkiye açısından otomatik bir askerî yükümlülük doğurmakta mıdır bu? Yarın İran’la Suudi Arabistan çatıştı, biz şimdi İran’a savaş mı açacağız? Nedir bu askerî yükümlülüğün sınırları? Çıkın açıklayın. Biz ülkemizi seviyoruz. Ülkemizi seviyoruz. Ülkemizin imzalayacağı her anlaşmanın, Türkiye’nin çıkarlarına olduğu sürece yanındayız. Az önce söyledim, dış politika devlet politikası olmak zorundaydı. Dış politikanın millî olması lazım. Dış politikada iktidar, muhalefet olmaz; çünkü dış politikada asıl olan Türkiye’nin çıkarlarıdır. Biz bunu savunuyoruz.

Üç: Suudi Arabistan’ın Husilerle çatışmasında verilecek Türk desteğinin sınırı nedir? Çatışıyorlar, biz destek vereceğiz. Bunun sınırı ne? Bilmiyoruz. Hava savunma sistemleri, mühimmat, İHA’lar, SİHA’lar, istihbarat ve teknik destekle mi sınırlı acaba sadece? Yoksa Türk askerinin veya savaş unsurlarının kullanılmasına kadar genişleyecek bir anlaşma mı bu? Yani doğrudan savaşın içine girecek miyiz, nedir bu? Bu sorunun da cevabını bekliyoruz. İran ile Suudi Arabistan arasında doğrudan yeni bir çatışma çıkması hâlinde Türkiye’nin yükümlülüğü ne olacaktır? Çıkıp bize açıkça yanıtı vermeleri lazım, parlamentoya yanıt vermeleri lazım. Uluslararası anlaşmalar parlamentodan geçecek. Ve en önemlisi: Türkiye gerçekten kendi bağımsız, bölgesel güvenlik mimarisini mi kurmaktadır bu anlaşmayı imzalarken? Yoksa ABD’nin Orta Doğu’daki askerî yükünün giderek daha büyük bir bölümünü bölge ülkelerine aktardığı yeni bir güvenlik sisteminin parçası mı olacaktır? Eğer biz ABD’nin oluşturduğu yeni bir güvenlik sisteminin parçası olacaksak bunu oturup konuşmamız lazım. Türkiye’nin bağımsızlığı var. Biz Millî Mücadele’yi veren bir ülkeyiz. Biz böyle birilerinin telkiniyle, birilerinin yol göstermesiyle gidip belli bir olayın içinde yer alamayız. Bunun bilinmesi lazım. Eğer bu konuda parlamentoya bilgi verirlerse, Dışişleri Bakanı gelir bilgi verir; çok önemliyse kapalı toplantı yaparlar, parlamentoya bilgi verilir.”

Tüm bu sorunların temelinde yatan şeyin siyasi ahlak olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Siyasi Ahlak Yasası’nın parlamentoda kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Yolsuzluğu engellemenin yolunun siyasi ahlak olduğunu vurgulyan Kılıçdaroğlu, “Milletvekilisin, bir süre sonra köşeyi dönüyorsun. Ya aldığın maaş belli ya! Yüzüne gözüne dursun ya, nereden çıktı bu? Belediye başkanı oluyorsun, bir süre sonra köşeyi dönüyorsun. Ya aldığın maaş belli, nasıl oluyor? Olmaz. Siyasetin ahlaki temellerinin atılması lazım” dedi.

“SOYULMAKTAN BIKMADINIZ MI SEVGİLİ VATANDAŞLAR?”

Siyasi Ahlak Yasası için ilk teklifin CHP’den geldiğini, daha sonra dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun girişimde bulunduğunu, ancak onun da engellendiğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Soygun düzenini destekleyen ve soyguncuların yanında olan bir siyasal iktidarın varlığından haberdar mı bu ülkenin vatandaşları? Ya soyulmaktan bıkmadınız mı sevgili vatandaşlar? Soyulmaktan bıkmadınız mı? Yoksulluktan bıkmadınız mı? Emekli kardeşlerim; emekli hani “Bana para verin, aylığımı artırın” derken lütuf istemiyor. Ya diyor “Ben çalışırken prim ödedim ya! Para ödedim yani, devlete para ödedim. Ödediğim paraları siz değerlendirdiniz, ben değil. Bankalara siz yatırdınız, ben değil. E şimdi benim hakkımı verin.” diyor. “Para yok.” E soygunculara gelince bütün keselerin ağzı açık. Olmaz” ifadelerini kullandı.

Tüm CHP’lilerin tek görevinin ülkeyi yolsuzluk sarmalından kurtarmak ve yolsuzluk yapanlara hesap sormak olduğunu söyleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kim yolsuzluk yaptıysa hesabını soracağız. Hesabını! ‘Yok bu benim adamım’, ‘Bu bizim arkadaş’, ‘Bu bizim partili…’ Yok arkadaş, yok arkadaş! Kim kul hakkı yiyorsa şunu bilecek: ‘Benim karşımda Cumhuriyet Halk Partililer var.’ Bunu bilecek. Biz bunun hesabını soracağız. Soygunu yapanın partisine bakmayacağız, kimliğine bakmayacağız, yaşına boyuna bakmayacağız, uğraştığı işine bakmayacağız. Kim soygunu yapıyorsa gelip bu ülkede hesabını verecek kardeşim” dedi. 

Toplantı daha sonra basına kapalı olarak devam etti.

CHP’nin milletvekili kampı… Kılıçdaroğlu’ndan fon krizi açıklaması: “Siyasal iktidar bu yolsuzluğu biliyordu”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Söz Vanda ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!